
Günümüzde önümüze sunulanı çabuk tüketme eğilimine sahip olmak hoş görülen bir şey. Hızlı yiyoruz, hızlı konuşuyoruz, hızlı düşünüyoruz. Bir nevi fast food hayatı yaşıyoruz. Televizyonlar, gazeteler, internet, çevremiz ve hatta ailemiz bile bazen bize “fast food” yaşamın parametrelerini belletmeye çalışıyor:
work
buy
consume
die
Hızlı bir yaşam bize kolaylık ve çeşitlilik sağlıyor. Özellikle konu müzik olduğunda birçok parçaya artık rahatça ulaşabiliyor, bu parçaları rahatça tüketebiliyoruz. Bir yerden sonra da kolay tatmin olamıyor, sömürmeye başlıyoruz. Bunun en bariz örneği de zannediyorum ki internetteki müzik safarimizdir. Şahsen bilgisayarımda dinlemediğim onlarca albüm, şarkı, grup var. Birçoğunu ilerde de dinlemeyeceğimi biliyorum.Ama yine de bir şekilde bunları bilgisayarıma indirmişim, ani açlık duygumu tatmin edebilmek için.
Açgözlülüğümüz beraberinde “elindekinin değerini bilememe” durumunu getiriyor maalesef. Dinlediğimiz onlarca şarkının arasında kayboluyoruz. Bir çıkış yolu aradığımızda da etiketlemeye başvuruyoruz: “Abi ben nu-metal dinlemem ya? Ne o öyle metal mi, rap mi belli değil? “
Bir yerden sonra bu etiketleme durumu da bizi sığ sulara çekiyor. Çoğu zaman farklı olanı görmemizi engelliyor. Dahası aynı olanı da, “niteleme sevdamız” dolayısıyla farklıymış gibi yutuyoruz. Entelektüel değil miyiz yahu? Ne de olsa her şeyi biliriz ama tabularımıza tapmaktan hiçbir şey bizi alıkoyamaz.
Entelektüel etiketleme hadiselerinden biri de galiba “one-hit wonder” çıkmazıdır. Hızlı yaşamımızın belli bir diliminin içinden sıkışıp kalmış birçok şarkıyı bu şekilde niteleriz. Teknik olarak ABD’deki Billboard listesinin en aşağı top 40 seviyesine ulaşan şarkılar birer “one-hit wonder” dır. Genel anlamıyla ise bu terimi, tek şarkısıyla kısa bir süre için başarıyı yakalayıp sonrasında ortadan kaybolan müzisyenlere atfetmekteyiz.
Teknik olarak bakacak olursak Jimi Hendrix ve Grateful Dead gibi efsanelerde birer “one-hit wonder”dır. Bir ihtimal dönemleri içerisinde -bir süre içinde olsa – genel anlamıyla da bu terimle nitelendirilmişlerdi. Halbuki günümüzde bu efsaneleri bu terimle nitelendirme saçmalığına düşecek insan yoktur. Ne de olsa artık terimin genel kullanımı, bize teknik kullanımını unutturmuştur. Ayrıca Jimi Hendrix ve Grateful Dead günümüzde kendi dönemlerinde olduklarından çok daha popülerler.Fakat genel kullanım beraberinde çeşitli yanlış anlaşılmaları da getirmiştir ki eleştirdiğim nokta da budur.
The Rasmus, Jimmy Eat World, The Cranberries, Marcy Playground gibi grupları “one-hit wonder”olarak nitelemek ne kadar doğru olur acaba? Evet, üzülerek söylüyorum bunu yapan insanlar var. Bu grupların belli şarkılarıyla (In The Shadows, The Middle, Zombie, Sex and Candy) üstün bir başarı yakaladıkları doğrudur. Ama bu grupları bu nitelendirmeye maruz bırakanlar biraz sığ sulardan vazgeçip biraz derine dalsalar yanlışlarının farkına varacaklardır. Çünkü bu grupların sağlam diye nitelendirebileceğimiz albümleri ve belirli bir fan kitlesi vardır.Yani başarılarında bir süreklilik söz konusu.
“Niteleme sevdamız” ve hızlı akan yaşamımız bizi de yanlış anlaşılmalara sürükleyebilir. Peki tam olarak nedir “one-hit wonder” ? Dale don Dale , Macarena, Blue (Da ba dee)’dir. Bu üç şarkı terimimizin özetidir adeta. Bu şarkıların sahibi müzisyenlerin başka şarkılarını bilen var mı acaba? Hatta bu şarkıların sahibi müzisyenleri bile hatırlamakta zorluk çekeriz ki normaldir. Çünkü bu müzisyenlerin varlıkları bizim için pek bir şey ifade etmez. Herhangi bir kitle için de ifade etmeyecektir. Ama yukarıda saydığım üç parçanın müzisyenin ötesinde kitleler için – kısa veya uzun süreli – bir etkisi vardır.
“One-hit wonder” ların birçoğu -şu an için- belki de bir maddeyi oluşturan atomun içindeki kuarklar kadar bile fark edilemezler. Onlar belli bir zaman dilimi içinde sıkışıp kalmışlar, mikroskobumuzdan medet umuyorlar. Hangilerinin değerini bilip geleceğe taşıyacağız sizce?